“Geçmiyor.”

Önümde koskocaman beyaz bir kağıt duruyor. Renk renk kalemler donatıyor masamı. Bir çizgi çiziyorum. Bir tane daha. Sonra bir aralık gözlerimi kapatıp bir tane daha. Bir kucak dolusu saçla kalakaldığımı görüyorum. Severdi saçlarımı. Aynaya bakıyorum, kendimi tanımıyorum. Saçlarımla birlikte her şeyin benden gittiğini görüyorum. Meğer bütün  benliğimi saçlarımda topluyormuşum, bunu anımsıyorum. Aynanın  elimde güzel durmadığını fark ediyorum, yerde parçalarını görmek daha mutlu ediyor beni. Kalkıp bir müzik açıyorum. Kulağımdan yüreğime anılar boşalıyor. Onu da kapatıyorum. Kitap okuyayım diyorum, altını çizdiği cümlelere bakıp; peki o zaman, nasıl? diyorum. Her şeyi bırakıp çatıya çıkıyorum. Karanlık yollardan geçip, sokak ışığının aydınlığına varıyorum. Tatlı sert bir rüzgâr esiyor, geldiğimi anlıyorum. Tozlu zemine hiç aldırmadan bırakıyorum kendimi. Gökyüzü bir anda düşüncelerimle kaplanıyor. Daha da kararıyor, yıldızları göremiyorum. Elimde avucumda bir şey kalmadığını fark ediyorum, ne yapacağım diyorum. Bir adım atsam, bütün perdeler üzerime kapanıyor. Ağladıkça, ağırlığı daha da artıyor. Bilirsiniz, ıslak şeyler her zaman kendi ağırlığının üzerinde bir ağırlığa bırakır kendini. Kalakalıyorum o zaman olduğum yerde, adımlarım milim oynamıyor yerinden. Koskocaman bir kağıt duruyor önümde. Hayallerim diye, geniş papatyalı yollar çizmişim kendime. Koşuyorum.